top of page

Mitsubishi : Japon Endüstri ve Savunma Devi


Mitsubishi, Japonya’nın modernleşme sürecini, sanayileşmesini ve küresel güç olma yolculuğunu anlamak için incelenmesi gereken en önemli kurumsal yapılardan biridir. Bugün Mitsubishi’yi otomotivden enerjiye, enerjiden savunma sanayine uzanan geniş bir faaliyet alanı içerisinde görmek mümkündür. Mitsubishi Grubu, yalnızca bir şirketler topluluğu olmayıp, aynı zamanda Japon ekonomi-politik anlayışının ve şirket-devlet ilişkisinin somut bir örneğidir.



Meiji Restorasyonu ve Japon Modernleşmesi


Japonya, 18. yüzyılın başlarında modernleşmemiş, kurumsal yapıları çağa ayak uyduramamış ve hâlâ şogunluk tarafından yönetilen bir ülkeydi. Her şey 1868’de gerçekleşen Meiji Restorasyonu ile değişti. Batı’daki ilerlemeleri yakından takip eden imparator ve çevresi, şoguna  ve geleneksel yönetim biçimlerine karşı çıkarak şogunluğu devirdi.

 Bu güç değişimi, modernleşmenin ve sermayeleşmenin önünü açtı ve büyük şirket yapılaşmalarının kurulmasına vesile oldu. Zaibatsu olarak adlandırılan bu yapılar, genellikle tek bir aile etrafında örgütlenen ve banka, sanayi ile ticareti aynı çatı altında toplayan büyük ekonomik klanlardı. Devletin doğrudan ya da dolaylı desteğiyle büyüyen bu gruplar, Japonya’nın sanayileşme sürecinde lokomotif rolü üstlendiler. Mitsui, Sumitomo ve Mitsubishi gibi zaibatsular, kısa sürede yalnızca ekonomik değil, siyasi, askeri ve stratejik açıdan da belirleyici aktörler hâline geldi.





Mitsubishinin Sanayileşmede Katkısı

Mitsubishi’nin temelleri 1870 yılında, Iwasaki Yatarō tarafından bir deniz taşımacılığı şirketi olarak atılmıştır. Bahsedildiği gibi, devlet destekli bir zaibatsu olup Batı’nın gerisinde kalmışlığını telafi etmeyi amaç edinmiştir. 1884 yılında kurucu Iwasaki Yatarō, Japon hükümetine ait Nagasaki Tersanesi’ni kiralayarak işletmeye başladı. Bu olay ile birlikte Mitsubishi Heavy Industries (MHI) doğdu. 1887’de Nagasaki Tersanesini Japon devletinden tamamen satın aldı ve böylece Mitsubishi büyük ölçekli gemi işine girmiş oldu.

 20. yüzyılın başlarında Mitsubishi, faaliyet alanlarını madencilik, ağır sanayi ve bankacılık gibi sektörlere genişletti. Bu dönemde Mitsubishi, devletin sanayileşme hedefleriyle uyumlu hareket ederek iş ve yatırım yaptığı sektörlerde derinleşmeye başladı. Gemi yapımı ve ağır sanayi sektörlerinde yapılan yatırım ve sağlanan büyüme ile birlikte Japonya’nın modernleşmesine katkı sağlayan en büyük organizasyonlarından biri oldu. MHI, Japonya’nın sanayi kapasitesinin sembollerinden biri hâline geldi.









Çin İşgali ve II. Dünya Savaşında Mitsubishi


1930’lu yıllarda Japon İmparatorluğu, Mançurya’dan başlayarak Çin’de ilerleyişini sürdürüyordu. Bu süreçte Mitsubishi’nin bölgedeki rolü ekonomik ve endüstriyel açıdan giderek daha belirgin hâle geldi. Mançurya’da ve Çin anakarasında kurulan sanayi tesisleri, Japon ordusunun ilerleyişini destekleyen endüstriyel altyapıyı oluşturdu.


 1937’de Marco Polo Köprüsü Olayı’yla birlikte Japon Ordusu ile Çin arasında topyekûn savaşın başlamasıyla, Japon hükümeti Mitsubishi de dâhil olmak üzere büyük zaibatsuları savaş ekonomisi kapsamında seferber etti. Mitsubishi bu süreçte Japon Ordusunu endüstri ve lojistik alanlarında desteklemeye başladı. MHI’nin ürettiği askerî uçaklar, motorlar, gemiler ve ağır sanayi ekipmanları, Japon ordusunun Çin’deki operasyonlarında doğrudan kullanıldı. Mitsubishi Ki-21 tipi orta bombardıman uçakları, Çin şehirlerine ve ikmal hatlarına düzenlenen hava baskınlarında ön plana çıktı. Ki-30 hafif bombardıman uçakları ise kara birliklerine yakın hava desteği verdi.


1941 yılına gelindiğinde artık işler büyümüş, savaş bütün Asya-Pasifik bölgesini kapsamıştı. Bu bağlamda Mitsubishi sahaya yeni ekipmanlarla geldi; ünlü Pearl Harbor saldırısında kullanılan Mitsubishi A6M “Zero”, yüksek manevra kapasitesi ve uzun menziliyle Japon Donanması’nın ana avcı uçağı olmuş ve aynı zamanda Mitsubishi’nin savaş zamanı en ikonik ürünü hâline gelmiştir. A6M’nin yanı sıra G4M “Betty” ve J2M “Raiden” gibi bombardıman ve avcı uçakları ile Zuisei, Kinsei, Kasei ve Ha-43 gibi uçak motorları Mitsubishi’nin ürettiği dikkate değer ürünlerdir. Savaş boyunca Mitsubishi, ana olarak uçak motoru üretse bile yalnızca bununla yetinmeyip çelik üretimi ve parça imalatı gibi lojistik alanlarda da savaş süresince Japon ordusuna ve donanmasına önemli katkılar sağlamıştır.





Soğuk Savaş ve Sonrasında Mitsubishi


II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Japonya, Müttefiklerce işgal edilip yönetime MacArthur getirilmişti. Bu işgal Japonya’yı derinden değiştirirken Mitsubishi gibi kurumsal yapılar açısından da devletle ilişkilerin değişime uğradığı bir dönüm noktası hâline gelmişti. Bu dönemde MacArthur liderliğindeki Amerikan yönetiminin temel hedeflerinden biri, Japonya’nın militarizm anlayışını sona erdirerek askerî kapasitesini kısıtlamaktı. Bu doğrultuda Amerikan yönetimi, devlet yapısıyla iç içe geçmiş ve savaş sırasında Japon İmparatorluğu’na destek vermiş zaibatsuları dağıtma kararı aldı. Bu kapsamda Mitsubishi dağıtıldı; grup şirketleri hukuken ayrıştırıldı, aile kontrolü sınırlandırıldı ve şirketler arası dikey hiyerarşi kırıldı. Bu gelişmelerle birlikte Japon şirketlerinde merkezi ve aile temelli yapı büyük ölçüde sona ermiş oldu.


Ancak zaibatsular resmî olarak dağıtılmış olsalar da Japon sanayi yapısı tamamen dağıtılmadı. 1950’lere gelindiğinde, eski zaibatsu şirketleri “keiretsu” daha gevşek ve yatay bir örgütlenme biçimi altında yeniden bir araya gelmeye başladılar. Mitsubishi bu yeni düzende, Mitsubishi Bank merkezli ancak hukuken bağımsız ve fiilen koordineli bir şirketler ağına dönüştü. Soğuk Savaş döneminde Mitsubishi, işgal sonrası durdurduğu askeri üretime Soğuk Savaş’ın ilerleyen yıllarında devam etmeye başladı, Japonya’nın anayasal kısıtlamalarına ve savunma doktrinine uyumlu bir şekilde askeri üretim yapmaya devam eden, yüksek teknoloji odaklı bir savunma aktörüne dönüştü. MHI, Japon Öz Savunma Kuvvetleri için savaş uçakları, deniz platformları, füze sistemleri ve uzay teknolojileri geliştiren ana şirketlerden biri hâline geldi.


Bu dönüşüm, Soğuk Savaş dönemi içinde hayata geçirilen projelerle kendini gösterdi. 1970’li yıllarda Japonya’nın ilk yerli jet savaş uçağı olan F-1’i geliştirirken, aynı dönemde Harushio sınıfı denizaltıların üretiminde rol oynadı. Bununla birlikte erken ASM serisi gemisavar füzeler ve N-II ile H-I roketleri gibi projelerle füze ve uzay teknolojileri alanında da Japonya’nın savunma ve stratejik kapasitesine katkı sağladı.



Soğuk Savaş sonrasında savunma sanayi üretimine hız kesmeden devam eden Mitsubishi, Amerika ile iş birliği içinde F-1’in yeni nesli olan F-2 savaş jetini geliştirdi. Şirket, sessiz ve gelişmiş tahrik sistemine sahip Sōryū ve Taigei sınıfı modern denizaltıları üretti. Ayrıca, ASM serisinin ve H-I roketlerinin devamı olarak ASM-3 gemisavar füzeleri ve H-IIB roketlerini de geliştirdi.




Bugün Mitsubishi’ye baktığımızda karşımıza tam anlamıyla bir şirketler ağı çıkıyor. Grup, ev eşyasından kimyasal ürünlere, savunma sanayisinden ağır sanayiye kadar pek çok alanda üretim yapıyor. Yani bir yanda günlük hayatımızı etkileyen tüketim ürünleri var; öte yanda ise Japonya’nın stratejik altyapısına güç katan ileri teknolojik ve endüstriyel ürünler. Bu kadar geniş bir yelpazede aktif olmaları, aslında Mitsubishi’nin yıllar içinde biriktirdiği deneyimi bugünkü işleyişine ne kadar iyi taşıdığını gösteriyor.



Kaynakça






 
 
 

Yorumlar


bottom of page