top of page

 Alçak Yörünge Uyduları (LEO)


Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz, Elon Musk’ın Starlink projesiyle popülerleşen Alçak Yörünge Uyduları (LEO – Low Earth Orbit), küresel iletişimin ve uzay teknolojilerinin geleceğini şekillendiriyor. Bu yazımızda alçak yörünge uydularının özelliklerinden ve savunma teknolojilerindeki konumundan bahsedeceğiz.


Alçak Yörünge Uyduları (LEO) Nedir?

Uydu ağları, yörüngelerinin dünya yüzeyine olan farklı uzaklarına bağlı olarak temelde 3 grupta incelenirler: Jeostatik (GEO), Orta Yörünge Uyduları(MEO) ve Alçak Yörünge Uyduları (LEO).


Alçak yörünge uyduları (LEO), adından da anlaşılacağı gibi Dünya yüzeyine nispeten yakın bir yörüngededir. Dünya yüzeyinden yaklaşık 160 km ile 2.000 km arasındaki mesafeyi kapsayan yörünge aralığındadır. Bu yörüngedeki uydular saniyede yaklaşık 7,8 km hızla hareket eder; bu hızda, bir uydunun Dünya’yı çevrelemesi yaklaşık 90 dakika sürer. 


ree


Jeostatik (GEO) uydularının aksine, Alçak yörünge uyduları (LEO) yörünge rotaları konusunda çok daha özgürdür. GEO uydularının her zaman Ekvator düzlemini takip etmesi gerekirken, LEO uydularının yörünge düzlemleri istenildiği gibi eğilebilir. Yani, LEO için kullanıma açık çok daha fazla rota vardır. Uydular, Ekvator’dan kutuplara kadar her açıda (eğimde) yörüngeye yerleştirilebilir. Bu esnekliği ve yörüngesinin Dünya yüzeyine yakınlığı LEO uydularının en çok tercih edilen yörünge olmasını ve modern uydu takımyıldızlarının temelini oluşturmasını sağlar.


Uydu Ağları ve Çalışma Mekanizması


LEO uydu sistemleri; takımyıldızları, yer istasyonları ve kullanıcı terminallerinden oluşur.

Tekil LEO uyduları, yüksek hızları nedeniyle yer istasyonlarından sürekli takip zorluğu yarattığından, telekomünikasyon görevleri için tek başlarına verimli değildirler. Kesintisiz kapsama sağlamak amacıyla, LEO haberleşme uyduları, Dünya çevresinde bir "ağ" oluşturmak üzere yüzlerce veya binlerce uydudan oluşan büyük bir “takımyıldızının” parçası olarak çalışır. Böylece, tek bir uydu yerine bir bütün olarak çalışarak yeryüzünün geniş alanlarını aynı anda kapsayabilirler.


Uyduların çok hızlı hareket etmesi nedeniyle, kesintisiz hizmet için sürekli uydular arasında geçiş yapılır. Lazer tabanlı uydu içi bağlantılar, yer istasyonlarından uzaktayken bile bağlantıyı korumaya yardımcı olur. Bu sistemler, sinyal alışverişi için sınırlı radyo frekanslarını (çoğunlukla Ku- ve Ka- bantları) kullanır. Sinyal karışıklığını önlemek amacıyla ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği) frekansları düzenler ve yeni operatörlerin mevcut sistemlerle çakışmayacak şekilde tasarımlar yapmasını şart koşar.


Avantajları


Dünya’ya çok daha yakın oldukları için sinyallerin gidip gelme süresi (gecikme) GEO uydularına göre oldukça düşüktür. Bu, özellikle internet bağlantılarında hızlı yanıt süreleri (50 ms altı, hatta 20 ms civarı) anlamına gelir. Bu sayede LEO uyduları, sinyal iletimi için daha az güç kullanarak neredeyse gerçek zamanlı iletişim sağlayabilirler.


Bu durum, LEO uydularının MEO veya GEO yörüngesindeki uydulara göre daha küçük boyutlarda tasarlanmasına olanak tanır, bu da onları geliştirme ve uzaya yerleştirme maliyetlerini düşürür. Üstelik alçak bir yörüngeye yerleştirildikleri için roketlerin daha az yakıt ve enerji kullanması gerekir, bu da fırlatma maliyetlerini düşürür. Ayrıca tek bir roketle çok sayıda uydu fırlatılabilir.


Ek olarak, bu uydular küresel kapsama avantajını sağlar.Tek bir LEO uydusu dar bir alanı kapsasa da, binlerce uydunun bir araya gelmesiyle oluşturulan uydu takımyıldızları (Starlink, OneWeb gibi) karasal altyapının ulaşamadığı en ücra köşeler de dahil olmak üzere tüm dünyayı kapsayabilir.


 Riskler ve Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi


Küresel kapsama sağlamak için Starlink, OneWeb gibi takımyıldızların binlerce uydu fırlatması gerekmektedir. Bu devasa sayı, LEO yörüngesini daha önce hiç olmadığı kadar kalabalık hale getirmiştir. Yörüngedeki uydu sayısının artması, çarpışma olasılığını doğal olarak yükseltir. Bir çarpışma, binlerce küçük ve kontrolsüz enkaz parçası (uzay çöplüğü) yaratır. Bu durum, zincirleme çarpışmaları tetikleme potansiyeli olan Kessler Sendromu riskini artırır.


Alçak yörünge uydularının bir diğer dezavantajı ise sürdürülebilirlik konusundadır. Her ne kadar LEO uyduları, ömürleri dolduğunda atmosferik sürtünme nedeniyle nispeten kısa sürede yörüngeden çıkıp yanarak “doğal olarak temizlenseler” de, fırlatma hızı ve takımyıldızların büyüklüğü, bilim insanlarını uzayın sürdürülebilirliği konusunda endişelendirmektedir. 


ree

Savunma Alanındaki Kullanımı


LEO uydularının hızı, düşük gecikme süresi ve küresel kapsama yeteneği, çeşitli koşullar altında tutarlı ve güvenilir iletişim sağlama özelliği onları modern savaş alanının vazgeçilmez unsurları yapar. LEO uydu takımyıldızları, askeri operasyonlar için hayati önem taşıyan anlık bilgi akışını destekler. Bu sistemler, komuta merkezleri ile hava, kara ve deniz kuvvetleri arasında karıştırılması zor, çok daha düşük gecikmeli ve güvenli iletişim sağlar. Ayrıca karasal veya GEO ağlarının ulaşamadığı uzak bölgelerde bile güvenilir kapsama sunar. Bu konuda globaldeki en iyi örneklerden biri, Hughes Network Systems'ın ABD Uzay Kuvvetleri ile imzaladığı (900 milyon dolar değerinde) beş yıllık sözleşmedir. Bu anlaşma, Savunma Bakanlığı ve diğer federal kurumların düşük gecikmeli ve güvenilir LEO uydu hizmetlerine erişimini güvence altına alarak, güvenli ve verimli iletişim kanalları sağlamaktadır.


Gelecekteki LEO takımyıldızları, yeni nesil kızılötesi sensörlerle donatılarak hipersonik füzeler dahil gelişmiş tehditleri fırlatma anından itibaren hızla tespit edip takip edebilecek ve böylece erken uyarı sistemlerinin etkinliğini önemli ölçüde artıracaktır.



Türkiye’nin LEO Ekosistemindeki Konumu


Alçak yörünge uyduları modern savunma teknolojilerinin de temel taşlarından biri haline geldi. Türkiye Savunma Sanayii de bu kritik alana odaklanarak, ulusal güvenliğini uzaya taşıyan adımlar atıyor. Bu kapsamda elimizdeki en güçlü örneklerden biri, coğrafi kısıtlama olmaksızın askeri istihbarat amaçlı yüksek çözünürlüklü görüntü sağlamanın yanı sıra sivil uygulamalara da destek veren GÖKTÜRK-1 Uydu Sistemi’dir. Ancak asıl heyecan verici hamle, Türk savunma devi ASELSAN’dan geldi: Tamamen yerli imkanlarla geliştirilen LUNA-1 LEO IoT uydusu, bir SpaceX roketiyle başarıyla uzaya gönderildi. LUNA-1, mevcut altyapı olmayan bölgelerde bile sensörlerden düşük güçle kesintisiz veri toplayarak, Türkiye’nin ulusal IoT uydu ağını kurma hedefine hizmet ediyor. Bu fırlatma, Türkiye’yi “Yeni Uzay” döneminde önemli bir oyuncu konumuna taşıyor.


ree

Kaynakça




 
 
 
bottom of page