• Havva Nur Kırık

Savunma Teknolojileri 101#3 Deniz Kuvvetleri - 1. Bölüm


Serimizin bu üçüncü bölümünde, sizlere şimdiye kadar genel olarak bahsettiğimiz savunma teknolojileri konusunda biraz daha özelleşelim istedik. İlk olarak da Deniz Kuvvetleriyle başlayacağız. İşte bu bölümde bulacaklarınız:

  1. Deniz Kuvvetleri Nedir?

  2. Deniz Kuvvetlerine Tarihi Bir Bakış

  3. Donanmada Bazı Güçler

  4. Kaynakça


(USS Abraham Lincoln CVN-72 isimli Amerikan uçak gemisi)


A. Deniz Kuvvetleri Nedir?

İngilizce’de “navy” ya da “naval force” olarak geçen, dilimizde de deniz kuvvetleri ya da donanma olarak tanımlayabileceğimiz kavram; bir ülkenin deniz ve amfibi (hem karada hem suda) savaşlarda esaslı silahlı kuvvetleridir. Göl ve nehir kıyısı, kıyı veya okyanus operasyonları ve bunlarla ilgili fonksiyonlarla ilgilenen kuvvetlerdir. Yüzey araçlarını, amfibi gemileri, denizaltıları ve deniz havacılığının yanı sıra destek/ikmal araçlarını, iletişimi, bu konuda verilen eğitim gibi alanları da içine alır.


Bir donanmanın stratejik hücuma dayalı rolü, ülkenin kıyısının ötesindeki alanlara kuvvetini yönlendirmesidir. (Mesela deniz yollarını korumak, korsanları caydırmak ya da onlara karşı gelmek, askeri birlikleri taşımak, başka donanmalara/limanlara/kıyı tesislerine saldırmak bir donanmanın hücuma dayalı görevleridir.) Stratejik savunma amaçlar için de düşman kuvvetlerin saldırılarını savuşturmak ve boşa çıkarmak sayılabilir. Kısaca donanma görevlerine baktığımızda bir denizaltından fırlatılan balistik füzeyle nükleer caydırıcılığın amaçlanmasından tutun da görevli personelin yetiştirilmesine kadar geniş bir görev tanımıyla karşılaşırız.




(TCG Sancaktar ,L-403, tamamen Türkiye'de inşa edilmiş yerli ve milli amfibi tank çıkarma gemisi.)


Deniz operasyonları genel olarak taktiklerden ve operasyonel bölümlerden çok kapsam alanıyla belirlenmiş bölümlere sahiptir. Bunlardan ilki olan nehir ve yakın kıyı uygulamaları kahverengi su donanması olarak adlandırılır ve büyük gemi ve araçların giremediği yerlerin savunmasından sorumludur. Açık denizler ve okyanuslar gibi derin sulardan sorumlu bölümdür. Mavi su donanması olarak da adlandırılan bu ikinci bölüm ülkenin kıyı sınırlarına uzak bölgelerde görevlidir. Genelde yakıt ikmal sorunu dolayısıyla nükleer güçle çalışırlar. Arkalarından takip eden lojistik destek açısından diğer ikisinden çok daha avantajlıdırlar. Son olarak literatüre yeşil su donanması olarak geçen bölüm de mavi ve kahverengi donanmaların görevli olmadığı ikisi arasında kalan görevlerden sorumludur.


Ülkelerin coğrafi ve jeopolitik konumlarına göre bu bölümlere verdikleri ağırlık değişir. Örneğin kıtanın okyanuslarla çepeçevre olmasını düşündüğümüzde Amerika’nın derin denizlere verdiği önem ve donanma tipindeki ,mesela bizden, farklılıkları çok bariz bir şekilde görebiliriz. Başka bir örnek de 1081’de Çaka Beyin İzmir’de kurduğu ilk donanmayla üç tarafı denizlerle çevrili yarımada Türkiye’nin “o vakitten beri” bir deniz kuvvetinin olması ve aynı coğrafyayı paylaşsak da denize uzak olan Ermenistan’ın bir donanmaya sahip olmaması olabilir. Ülkeler kendi ihtiyaçlarına ve uygarlıklarına uygun geleneklerle donanmalar inşa ederler.




(K35 Karlstad, İsveç Donanması’nın Visby sınıfı korveti)



B. Deniz Kuvvetlerine Tarihi Bir Bakış


İnsanlık olarak neredeyse 3.000 yıldır denizlerde savaş kavramına aşinayız. Demir yollarının, motorlu kara taşıtlarının, uçan araçların öncesinde ulaşımın büyük ölçüde su yollarıyla sağlandığından bu yolların savunulması ve üzerlerinde hak iddia edilmesi önemliydi. Çağlar boyunca ordular ve insanlar gıda, cephane ve yem gibi uzaktan gelen ihtiyaçlar için vadi ve nehirlere bağlı kaldılar. Tuzlu sulara dayanabilecek araçlar zamanın teknolojisinin ötesindeydi. Ortaçağı geride bıraktığımız yıllara gelene kadar ise kıtaları aşmaya cüret etmek oldukça başarısız girişimle doluydu.


Denizlerde kontrolü az çok elde etmiş devlet ve milletlerin diğer rakiplerine göre açık ara güçlü olduğunu tarih bize birçok örnekle, farklı zamanlarda göstermiştir. Örnek olarak; Pers İmparatorluğu'nun, denizci Fenikelilerin, Tunus’ta bir Fenike kolonisi olan Kartaca’nın ve yine Akdeniz’in uzun yıllar hamisi olan Roma'nın güçleri büyük ölçüde deniz kuvvetlerine bağlıydı. Venedik uzun süre Akdeniz'de hüküm sürmüştü güçlü ve zamanının en iyi teknolojileriyle doldurduğu donanması sayesinde. Kafamızda hep gemileriyle resmettiğimiz Vikingler kuzeyde birçok yeri neredeyse üç yüz yıl boyunca yağmalamış ve baskınlar düzenlemişti.






Barut teknolojisinin önemli gelişmeler kaydettiği 16. yüzyıla kadar denizin kontrolünü ele geçirmek büyük ölçüde donanmanın deniz savaşları yapma yeteneğine bağlıydı. Bu da ateşli silahlarla donatılana kadar ,denizcilik tarihinin çoğunda, deniz savaşlarının gemiye binme ve gemiden indirme endişeleri çerçevesinde gelişmesi demekti. Kısaca aktif personelin önemi çok daha fazlaydı bu günlerde.


Rönesans, Coğrafi Keşifler, kolonileşme ve ardından bütün bunları olağanüstü hızlandıran Sanayii Devrimi sayesinde modern dünyanın gözü denizlerde yapılabileceklere kaydı. Tüm bu birbirini destekleyen gelişmeler elbette deniz kuvvetleri teknolojilerine de yaradı.





(Nao Victoria ,İspanyol, tarihteki Dünya’nın çevresi gezisini gerçekleştirmeyi başaran ilk gemiydi.)



Keşif yolculukları, doğası gereği askeri olmaktan ziyade temelde ticariydi elbette. Ancak bir ülkenin hükümdarının kişisel çıkar için keşifleri finanse etmesi ve bu sırada askeri gücü kullanmak bir sorun görmemesi arasında bulanık bir bağlantı vardır. Bu sırada Doğu Akdeniz'de Osmanlı hüküm sürüyordu, Venedik'e rakip donanmaları ciddi bir savaşın habercisiydi. İnebahtı (1571) Savaşı'nda Kutsal İttifaka karşı ağır bir yenilgiye rağmen yeniden kurulan Osmanlı donanmasıyla aynı vakitlerde Avrupa çok daha hızlı ilerliyordu.


Geliştirdikleri teknolojileri sularda onları Amerika'ya ve Afrika'nın en güneylerinde yeni yollar bulmaya kadar götürmüştü. Avrupa'nın kara ticaretine olan prangalarını büyük ölçüde kıran bu gelişmeler oldukça hızlıydı. Hindistan'a o vakte kadar görülmemiş bir yolla giden Portekizli Vasco da Gama'dan kısa bir süre sonra kolonilerin savunması amacıyla ilk deniz harekatı düzenlendi.




(HMS Devastation isimli Kraliyet Donanması ,Birleşik Krallık gemisi)


Atlantik'in ortasında donanmalar karşı karşıya geldi bu olanlardan sonra. İngilizler, Portekizliler ve İspanyollar gibileri denizlerde savaşmaya 1500'lü yıllarda devam ettiler. Daha sonrasında Akdeniz'de İtalyan ve İspanyolların baş ağrısı olarak başlayan korsanlar Atlantik'e yayıldı. Avrupa'nın filolarına kafa tutmalarının nedenini tarih yelken teknolojisindeki ilerlemeleri olarak kaydetti. Daha sonra ,17. yüzyılda, top teknolojisinin yelkenlere ve güvertedeki büyük deliklere sebep vermesi nedeniyle su altında gemi mezarlıkları sayıları gittikçe arttı. Top gülle teknolojisine sahip olanlar hükümdarlıklarını sürdürdüler.


18. yüzyıl işler gittikçe daha da büyüyen ciddi uluslararası savaşlara dönüştü. İngiltere ve Fransa ciddi rakiplerdi, Amerika Devrim'le uğraşıyordu, Baltık Denizi'nde Rusya vardı. Fransız Devrimi olurken Napolyon Savaşlarıyla birçok deniz savaşı meydana geldi. Yeni teknolojiler yoğun olarak deneniyordu. 1800'lü yılların başında gemiler için buhar gücü ortaya çıktı. Daha gelişmiş bilgi, işleme ve döküm teknikleri sayesinde daha ölümcül silahlar üretildi. Gemiler tek top atışıyla su altı mezarlarına dönüşmesin diye demir zırhlılar dönemi başladı. Buharlı geminin ortaya çıkmasıyla, devasa top platformları oluşturmak ve onlara ağır zırh sağlamak mümkün hâle geldi ve bunu ilk modern zırhlıların ortaya çıkması takip etti. Savaşlarda 1900’lü yıllara kadar kullanılacak çarpma yoluyla batırma tekniği uygulanmaya devam etti.




(Napoleon, 1850, ilk buhar güçlü savaş gemisi)


20. yüzyılın başlarında modern savaş gemileri ortaya çıktı. Bunlar çelik zırhlı, tamamen buhar itkisine bağlı, ana güverteye monte edilmiş toplardan oluşan bataryaya sahip gemilerdi. Muhripler ve torpido botları gibi daha küçük gemilere ve daha sonra hava araçlarına karşı kullanılmak üzere yeni araçlar envantere girdi. Denizaltılar tehdit edici bir unsur haline gelirken torpidolar ilk defa bir gemiyi batırmayı başardı. 1918'de Kraliyet Donanması, ilk uçak gemisi için bir İtalyan gemisini dönüştürdü ve savaştan kısa bir süre sonra ilk amaca yönelik uçak gemisi HMS Hermes piyasaya sürüldü.





(HMS Hermes, uçak gemisi olma özelliği taşıyan ilk gemi, 1938, Royal Navy)


İngiltere’nin Kraliyet Donanmasından gelen üst üste başarı haberleri deniz savaşlarında hava kuvveti de kullanmanın önemini dünyaya gösterdi. Bunlardan sonra zırhlılar ve kruvazörler zamanlarının çoğunu uçak gemilerine refakat ederek ve kıyı pozisyonlarını bombalayarak geçirmeye başladı. Hava gücü, 20. yüzyıl boyunca donanmaların anahtarı olarak kaldı. Giderek daha büyük gemilerden fırlatılan jetlere geçildi, güdümlü füzeler ve seyir füzeleri ile donanmış kruvazörler tarafından savaş gemileri güçlendirildi.


Soğuk Savaş yıllarına yaklaştıkça denizaltıların kısa süreli dalışları nükleer teknoloji sayesinde ayları bulan dalışlara dönüşüverdi. Balistik füzeler denizaltında kullanılmaya başladı. Bu gelişmeler ABD'nin dünyanın dominant deniz kuvveti olduğu gösterirken Amerika kendinden sonra gelen devletlerin toplam güçlerinden çok daha fazlasına sahipti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnızca iki büyük deniz savaşı kaydedilirken devletler daha çok savunma ve caydırma yollarını tercih etmeye başladılar. Bugüne geldiğimizde ise modern donanmanın ana işlevi, gücü karaya yansıtmak için deniz yolları üzerindeki kontrolünü kullanmak oldu.




(TCG Bayraktar, L-402, Tamamen Türkiye'de inşa edilmiş yerli ve milli amfibi tank çıkarma gemisi)

C. Donanmada Bazı Güçler

İlk olarak Türk Deniz Kuvvetleri'nde olmasa da bir uçak gemisi; uçuş güvertesi olma, silahlandırma, kurtarma gibi çeşitli önemli fonksiyonları olan bir açık deniz hava üssü olarak hizmet eder. Donanmanın ana gemisi olup yerel üslere bağlı kalmadan dünya çapında operasyonun koordinasyonunu kendi sağlayabilir. Karakol botları adı verilen kuvvetler ise kıyı ötesine de taşınabilen ve 48 saatlik operasyonlara desteksiz çıkabilen gemilerdir.

Çıkarma Gemi ve Araçları ya da Amfibi Savaş Gemileri ise kara kuvvetlerinin çıkarma yapması için kullanılırlar. Kara kuvvetlerine lojistik destek sağladıkları gibi hem karada hem de denizden gerçekleşen harekâtlarda yoğun ihtiyacı karşılamaktadırlar.

Lojistik gemiler donanma birimlerine destek sağlamak amaçlı kullanılırken mayın gemilerinin önceliği mayın savaşlarıdır. Kıyı savunması ve eğitim için ayrılan gemiler de donanmada yer edinir.



(TCG Fatih, F-242, Türk Deniz Kuvvetlerinin fırkateynlerinden biri)


*Bu bölümün diğer parçasında bulabileceğiniz bazı içerikler: Frakteynler, korvetler, hücumbotlar, denizaltılar ve Türkiye özelinde envanter örnekleri; Türk donanma tarihine kısa bir bakış; Türk donanmasında teşkilatlanma ve projeler…*


Kaynakça

93 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör